Başlangıçtan Günümüze

EDİRNE  ŞAİRLERi

 

İÇİNDEKİLER

 

 

ÖNSÖZ 

GİRİŞ 

Edirne Şairleri 

 

 

 

XV.yy.

 

1. Ivazpaşazâde Atâyî

2. Ahmed Rıdvan (Tütünsüz)

3. Ahdî

4. Huffî

5. Avnî (Fatih Sultan Mehmed)

6. Sâfî (Cezerî Kasım Paşa)

7. Cem Sultan

8. Ahmed Paşa

 

XVI.yy

 

9. Şâhidî

10. Necâtî Bey

11. Şevkî

12. Bâyezid Halife

13. Mestî

14. Kâdirî

15. Celîlî

16. Zamânî

17. Hâtifî

18. Sâgarî

19. Sezâyî Durak Çelebi

20. Hayâlî

21. Mübînî

22. Garîbî

23. Revânî

24. Kadızâde Civânî

25. Attarzâde Nasuhî

26. Tâbiî Çelebi

27. Fazlî-i Leng

28. Hadîdî Çelebi

29. Civânî

30. Safâyî Cerrah (Sıfâtî)

31. Kemalpaşazâde Ahmed Çelebi

32. Beyânî

33. Vâsiî Çelebi

34. Fânî

35. Lâzımî

36. Sâlikî

37. Askerî

38. Sehî Bey

39. Vahdî Cafer

40. Nazmî

41. Kerîmî

42. Feyzî

43. Zamânî Mahmud

44. Mu'înî

45. Hekimsinanoğlu Atâ

46. Suvârî

47. Fedâyî

48. Sihrî

49. Keçecizâde Râmi

50. Hızrî Çelebi

51. Meylî

52. Nihânî Durak Ali Çelebi

53. Ahdî Ali Çelebi (Yıldırım Şeyhi)

54. Hıfzî (Sarı Memi)

55. Keşfî

56. Naîmî

57. Yakînî Çelebi

58. Ubeydî

59. Lisânî

60. Lâhıkî

61. İtâbî Ahmed Çelebi

62. Emrî

63. Kâmî Ahmed Çelebi

64. Abdülkerim Efendi

65. Attarzâde Sânii

66. Kurtzâde Vâlihî

67. Harratzâde Cevrî

68. Derviş Çelebi

69. Bedîî

70. Izârî Mehmed Çelebi

71. Mecdî Mehmed Efendi.

72. Sevdâyî

73. Nihânî İbrahim

74. Bâlî Çelebi

75. Sâdık Efendi

76. Fânî Attar

77. Hâtemî İbrahim Bey

78. Muhtârî

79. Sâî

80. Remzizâde İlmî

81. Fazlî

82. Kebecizâde Vecdî

83. Sabâyî

 

XVII.yy.

 

84. İlmî Ahmed Çelebi

85. Ehlî (Hekimzâde Mehmed Efendi)

86. Rif'atî

87. Sofuzâde Dâî

88. Ferâgî

89. Muhyî-i Gülşenî

90. Hüsâmî Çelebi

91. Misâlî

92. Dânişî Mustafa

93. Hâdî Ahmed Çelebi

94. Abdî

95. Destârî

96. Hayâlîzâde Ömer Bey

97. Şuâî

98. Sabâyîzâde

99. Tîgî

l00. Aşkî

l01. Çemenî

l02. Kabâyî

l03. Refikîzâde Sâlikî

l04. Emir Hüseyin Halvâyî (Hüseynî)

l05. Rindî

l06. Kavlî

l07. Pervânezâde Hüseyin Çelebi

l08. Bahşî

l09. Derviş Bâkî

l10. Hakîmî

l11. Bülendî Çelebi.

l12. Hulûsî

l13. Hasîbî

l14. Şeyh Sinan Efendi

l15. Nüvîsî

l16. Kesbî Mehmed Efendi

l17. Beyâzî

l18. Fütûhî Abdülaziz Çelebi

l19. Nevâzî

l20. Sabrî

l21. Selîsî

l22. Âzerî İbrahim Çelebi.

l23. Hüseyin Vehbî

l24. Nutkî

l25. Derviş Hüsâmî

l26. Âlî Hüseyin Efendi

l27. Güftî Mustafa

l28. Câhidî Ahmed Efendi

l29. Sipâhî

l30. Nisârî

l31. Kelâmî

l32. Şifâyî

l33. Sa'îdî Ahmed Efendi

l34. Mahvî

l35. Zülâlî

l36. Zehrimarzâde Rıza

l37. Şehîdî

l38. Neşâtî Dede

l39. Abdurrahman Hıbrî

l40. Güftî Ali

l41. Nasîbî

l42. Tal'atî

l43. Sıdkî

l44. İffetî

l45. Zihnî

l46. Safhî

l47. Nükâtî

l48. İbrahim Gülşenî

l49. Hamâmizâde Sun'î

l50. Pâyidarzâde Râzî

l51. Rüşdî Mehmed Efendi

 

XVIII.yy.

 

l52. İbrahim Vehbî Efendi

l53. Necib Mehmed Efendi

l54. Ümîdî

l55. Abdülhay Celvetî

l56. Kubûrizâde Havâyî

l57. Nâtık Mehmed Çelebi

l58. Âlemî Muhammed Efendi

l59. Börekçizâde Fâiz

l60. Lebib Ahmed Efendi

l61. Vahdetî Osman Efendi

l62. Münîrî

l63. Kâmî Mehmed Efendi

l64. İsmail Ağa

l65. Muhyî

l66. Levnî

l67. Mehmed Fâizî Efendi (28 Mehmed Çelebi)

l68. Enis Receb Dede

l69. İzzet

l70. Sûzî

l71. Şeyh Hasan Sezâî

l72. Fezâyî

l73. Mûnis Dede

l74. Enis Mustafa Dede

l75. Cemâlî (Şeyh Cemâleddin Uşşâkî )

l76. Şeyh Süleyman Zâtî

l77. Mestçi-zâde Salih Efendi

l78. Behiştî Mustafa Efendi

l79. Elîfi-zâde Feyzî

l80. Enis Numan Dede

l81. Kesbî Mustafa Efendi

l82. Ağazâde Örfî

l83. Nazîr Çelebi

l84. Tâib Efendi

l85. Senâî

l86. Hâfız Dede

l87. Şeyh Vefâ

XIX.yy.

l88. Süleyman Neş'et Efendi

l89. Seyfî

l90. Şerif Tal'at Efendi

l91. Kabûlî

l92. Mehmed Rıza Bey

l93. Remzî Ali Efendi

l94. Bahrî

l95. Ali Gâlib Efendi

l96. Hayrî

l97. Nakşî Mustafa Dede

l98. Râzî Hafız Mustafa

l99. Mahrem Dede

200. Tahsin Bey

201. Dem'î Yusuf

202. Şâdî

203. Rahşî

204. Rüşdî Ahmed Efendi

205. Hasîbî Ahmed Efendi

206. Nühüft Mustafa Efendi

207. Hüseyin Hüsnü Efendi

208. Nizâmî

209. Kudsî

210. Fatih Efendi

211. Vasfî

212. Halil Feyzî Efendi

213. Servet Bey

214. Hasan Hulki Efendi

215. Tevfik Bey

216. Hulki Baba

 

XX.yy.

 

217. Sa'dî Efendi

218. Hakkı Bey

219. Seyrî Ömer Efendi

220. Ahmed Bâdî Efendi

221. Şeyh Şerefüddin Efendi

222. Sâmî Efendi

223. Mustafa Reşid Bey

224. Hilmî

225. Mehmed Rasim Ertür

226. Rıza Tevfik Bölükbaşı

227. Ahmed Selami Karaboncuk

228. M.Faruk Gürtunca  

229. Uluğ Turanlıoğlu.

230. Müfid Parkan

231. Muzaffer Egesoy

232. Mustafa Yıldırım.

233. Hasan Erdoğan

234. Süreyya Eryaşar

235. Zeynel Değirmendereli

236. Erol Yılmaz

237. Mustafa Hatipler

 

 

 

***

 

ÖNSÖZ

 

 

  Şehirlerin de tıpkı insanlar gibi birer kültürel kimliği olduğu bilinen bir gerçektir. Tarih sahnesine bu kimlikle çıkan şehirler varoldukları sürece de bu kimlikle bilinirler. Bir kimliğin tesbiti ise, o yere ilişkin kültür varlıklarının ve bunlara dair bilginin yaygınlaştırılması ile mümkündür. Zaman zaman şehirlerin sahip oldukları bu kültür varlıklarının gözler önüne serilmesi, bilmeyenlere, tanımayanlara bu kültürel zenginliklerimiz hakkında bilgiler verilmesi bir zorunluluk, bazan da insanların doğup yetiştikleri topraklara karşı bir vefa borcu haline gelmektedir. Bu düşünceden hareketle, Edirne'nin çağlar boyunca Türk kültürüne şiir alanında kazandırdığı şahsiyetleri, terennüm ettikleri manzumelerle coğrafyayı vatan haline getiren şairlerini yeniden ele alıp değerlendirmeyi ve günümüz insanına sunmayı amaçladık. Çalışmada XV. yüzyıldan günümüze kadar Edirne'de doğmuş veya ömrünün büyük bir kısmını Edirne'de geçirmek sûretiyle bu şehre mâlolmuş 238 şaire yer verilmiş, hayatlarından sözedilmiş, şiirlerinden örnekler verilmiş ve nihayet her şairin ardından onunla ilgili kaynaklar belirtilmiştir. Şiirlerin sadeleştirilerek günümüz insanının zorlanmadan kavrayabileceği bir tarzda verilmesi belki çok daha iyi olabilirdi. Ancak böyle bir çalışmanın, elinizdeki kitabı hacim olarak iki katına çıkaracağı da bir gerçektir. Bu nedenle şiirlerin sadeleştirilmesi veya açıklanması gibi bir yola gidilmedi, şiirler okuyucusu ile başbaşa bırakıldı.

Bu çalışma süresince yardımlarını gördüğüm sayın Prof.Dr.M.Orhan Okay'a, düşünce plânında Edirne şairleri üzerinde böyle bir çalışma fikrine dikkatimi çekerek gerçekleşmesine vesile olan sayın Doç.Dr.Mustafa İsen'e, sayın Ender Bilar'ın şahsında çalışmanın sizlere ulaşmasını sağlayan ve bugüne kadar Edirne'nin kültür tarihine önemli katkıları takdirle anılacak olan Türk Kütüphaneciler Derneği Edirne Şûbesi'nin tüm yetkililerine şükranlarımı sunmak istiyorum.

 

 

 

Yrd.Doç.Dr. Rıdvan Canım                        Edirne - l994

 

 

 

 

GİRİŞ

 

 

Edirne, tarih boyunca Türk dünyasının önemli kültür merkezlerinden biri olma özelliğini korumuş nadir şehirlerimizden biridir. Edirne'nin şiir tarihi açısından konumunu ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmanın başında, asırlardır kültür dünyamıza çok sayıda ilim adamı, şair, devlet adamları ve sanatkârlar yetiştiren bu "kültür harmanı"nı değişik açılardan ele alarak daha yakından tanımak yararlı olacaktır.

Edirne, Marmara bölgesinin Ergene bölümünde, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, dar sayılabilecek bir şerit içinde yer almaktadır. Doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ illeri, güneyde Saroz Körfezi, batısında Yunanistan, kuzeyinde Bulgaristan sınırı uzanır. Şehrin esas alanı, Tunca ırmağının Meriç'e döküldüğü kavşak yerinin hemen kuzeyindedir. Edirne, iki tarafı Tunca ve Meriç, kısmen Arda nehirleri ile çevrili, doğusundaki yamaçlara yaslanmış bağ ve bahçeler içinde güzel bir şehirdir.

Yüzyıllar boyunca gerek stratejik önemi, gerekse sahip olduğu Türk varlığı, Türk kimliği ile özel bir tarihî monografiye konu olan Edirne, I.Murad'ın tahta geçişinin ilk aylarında l362 yılı Temmuz'unda  Bizans'tan Osmanlıların eline geçmiştir. M.S. 4.yüzyılın ortalarından başlayarak Hunların ve özellikle Gotların işgaline uğramış, zamanla şehir İslav ve Bulgar akınlarından da önemli ölçüde etkilenmiştir.

Trakların en büyük boylarından biri olan Odrisler tarafından kurulduğu sanılan Edirne, çok eski bir yerleşim merkezi olarak çeşitli isimler almış, Makedonyalıların burasını Orestlerin bir kolonisi haline getirmesinden sonra da şehre Orestia, şehrin dış mahallelerine de Gonni adını vermişlerdir. Şehrin imparator Hadrianus tarafından yeniden kurulması sebebiyle de şehre Hadrianopolis denilmiş ve bu ad uzun bir süre kullanılmıştır. Bu ismin Adrianopolis, Adrianople, Adrianopel şekillerini aldığı da görülmüştür. Uzun yıllar Edrinabolu, Edrenos, Edrune, Edrine gibi çeşitli adlar alan şehir, I.Murad'ın İlhanlı hükümdarı Üveys Han'a gönderdiği "Fetihnâme"de, "Edrine" olarak adlandırılmış ve son birkaç yüzyıldır da Edirne olarak tanınmıştır. Diğer taraftan Edirne'nin özellikle Osmanlı nesir edebiyatında Dârü'l-mülk, Dârü'l-feth, Dârü's-Saltana, Dârü'n-Nasr ve Tahtgâh-ı Edrine gibi değişik isimlerle anıldığını görüyoruz.

"Edirne'nin gerçek siyâsî ve kültürel tarihi Osmanlı-Türk hakimiyeti ile başlar. Edirne, ancak Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiş ve bu vadide, İstanbul, Bursa, Bağdad, Mısır gibi Osmanlı imparatorluğunun belli başlı idare, bilim ve kültür merkezleri arasına girmiştir. Müteakip asırlar boyunca Rumeli fetihlerinde birinci derecede rol oynayacak olan Edirne'nin Türkleştirilmesi çalışmaları ilginç olduğu kadar önemlidir de.. Çünkü genelde Rumelinin ve bilhassa Trakya'nın fethinden sonra bölgenin Türkleştirilmesi yolunda bilhassa Edirne'de başlatılan çalışmalar çekirdek olma veya merkezî olma karekteri kazandı. Özellikle yapılan iskan çalışmaları, zamanla Osmanlı devletinin yerleşim politikalarına örnek teşkil etmiştir. Bilindiği üzere Edirne'nin fethi sırasında I.Murad tahtta bulunduğu halde, şehrin kuşatılması ve fethi Lala Şahin Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Kaynaklarda ifade edildiğine göre fetih sırasında Edirne'yi dört tarafından kuşatan bir kale vardı. İşte bu sebepten dolayıdır ki, fetihten sonra şehrin asıl halkı kale içerisinde kalmış, zamanla artan nüfus sebebiyle gelişim kale çevresinde devam etmiştir. Bu gelişmeler esnasında yeni kurulan Türk mahallelerinin Yeniimaret (II.Bayezid), Yıldırım, Muradiye, Sultan Selim gibi adlar taşımaları, Osmanlı padişahlarının bu konuda önderliğini gösterdiği gibi, Malkoç Bey, Sofu Bayezid, Yakup Paşa, Şah Melek, Hacı İvaz Paşa, Umur Bey, Zağanos Subaşı, Beylerbeyi Sinan Bey, Fahreddin Acemî (Kabri, Edirne Dârülhadis Camii güney tarafındadır), Veliyüddin, Hasan Paşa, Ali Kuşçu, Lârî Çelebi, Şeyh Şücâ, Sefer Şah, Hoca Sinan ve Müeyyed-zâde gibi, Osmanlı'nın ilk komutanları, akıncıları, bilim adamları ve şeyhleri Edirne'nin birer mahallesini kurmakla şehrin Türkleşmesinde öncülük etmişlerdir. Yine bunların yanında Devlet Şah Hatun, Alem Şah Hatun, Selçuk Hatun, Dâye Hatun, Sitti Hatun, Bülbül Hatun, Bezirci Hatun, Firuz Paşa, Sarıca Paşa, İbrahim Paşa eşleri gibi kadınlar, Çakır Ağa, Arif Ağa, Mahmud Ağa, Hazinedarbaşı Sinan Bey, Fındık Fakih, Sevindik Fakih, Şeyh Alaeddin, Şeyh Mesud, Şeyh Salih, Baba Haydar, Bedreddin Baba gibi ulular da yer alır.

Edirne, Bursa'dan sonra Osmanlı devletine uzun bir süre başkentlik eder. Bu süre içinde Edirne, sarayları, medreseleri, tekke ve zaviyeleri, türbeleri, camileri, hanları, hamam ve kervansarayları, bedesten ve kapalı çarşıları, çeşmeleri, sebilleri, Meriç ve Tunca nehirleri üzerindeki meşhur köprüleri ile bilim, fikir ve sanat hayatının da merkezi olmuştur.

Edirne'nin bu şekilde bir bilim, kültür ve sanat merkezi oluşunun sebeplerinin başında, hiç kuşkusuz zamanın en güçlü ve en zengin devletleri arasında ve hatta başında bulunan Osmanlı'ya başkent olması, hükümdarların bizzat bilim, kültür ve sanat faaliyetlerine öncülük etmesi gelir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki Edirne, çeşitli Türk ve islâm beldelerinden ve dünyanın muhtelif kültür merkezlerinden kalkıp gelen çok sayıda  bilim adamının yerleşim alanı olmuştur.

Edirne'nin bir kültür şehri olarak Türk kültür tarihindeki yerine baktığımızda önemli bir mevkie sahip olduğunu görüyoruz. Öncelikle Edirne'de yapılan çalışmalarla Türk yazı dilinin doğması ve güçlenmesi olayı çok önemlidir. Ve yine Osmanlı Türkçesinin gelişmesinde bir kültür şehri olarak Edirne'nin etkin fonksiyonu vardır. Özellikle II.Murad ve II.Bayezid gibi hükümdarların bu sahada öncülük etmeleri, buraya gelenleri himaye etmeleriyle kısa zamanda Türkçe, bir bilim ve edebiyat dili olma özelliğini kazanmıştır. Edirne'de başlatılan bu çalışmalar, özellikle XV.ve XVI.yüzyıl başlarında şiir ve bilim tarihimizde pek çok ismin kendini göstermesiyle dikkati çekecek bir gelişme ortaya koyar.

Zamanla Osmanlı-Türk kültüründe önemli bilim merkezlerinden biri haline gelen Edirne'de, bu gelişmenin tabii bir sonucu olarak 40'tan fazla medrese kurulmuştu. Dârü'l-hadis Medresesi bunların başında geliyordu. Bu medresenin Edirne'nin olduğu kadar Osmanlı-Türk kültürü için de önemi aynı derecede büyüktür. Çünkü adı geçen medrese, İstanbul'da zamanla kurulacak olan Fatih ve Süleymaniye medreselerine kadar Osmanlı devletinin en ileri bilim merkezi olma özelliğini taşıyacaktır. Edirne'de özellikle Fatih devrinde yaptırılan medreselerin çokluğu dikkati çeker. Diğerleri gibi bu medreselerin de birçoğu bugün ayakta değildir. Bunlar arasında Mahmud Paşa Medresesi, Ali Bey Medresesi, Tunca nehri kenarında Ali Kuşçu Medresesi, Üç Şerefeli Camii'ne yakın Ekmekçi-zâde Medresesi (Hüsâmiye Medresesi) Vezir İbrahim Paşa'nın Buçuktepe'deki medresesi, Saraciye veya Meydan Medresesi olarak bilinen medreselerden bugün hiçbir iz kalmamıştır. Peykler (Fatih) ve Saatli Medrese (II.Murad) adıyla bilinen medreselerse bugün ayaktadır.

Öte taraftan şehirde kurulan 50 civarında tekke ve zaviye Edirne'de bu ilim ve kültür ortamını oluşturan ve besleyen kaynaklar olarak önemli yer tutar. Bu arada II.Murad'ın Türk dili sahasında daha önce belirttiğimiz çalışmalara verdiği önem ve yine Türkçe yazan bilim-fikir ve sanat adamlarını devlet bütçesinden ayırdığı ödeneklerle desteklemesi, çalışmaları daha cazip hale getirmiştir. Tasavvuf hareketlerine ve buna bağlı olarak tasavvuf kültürüne kaynak olması bakımından yukarıda sözü edilen 50 kadar tekke ve zaviye içerisinde özellikle Gülşeniyye, Halvetiyye, Bayramiyye, Mevleviyye ve Bektâşî tarikatlarına mahsus tekke ve zaviyeler daha yaygın bir halde idi. Yine II.Murad'ın özellikle mûsıkîye olan düşkünlüğü, yeni fethedilen Rumeli topraklarında ve özellikle Edirne, Filibe, Sofya ve Üsküp'te millî kültürün kök salmasına ve yerleşmesine öncülük etmekle kalmamış, Mevlevî tekkelerindeki mûsıkî faaliyetlerini canlandırmış ve genelde Türk mûsıkîsinin gelişmesine zemin hazırlamıştır.

İşte bütün bunların sonucunda böyle bir ortamda yüzyıllar boyunca Edirne'nin bilim-kültür ve sanat hayatında Türk kültürüne önemli hizmetleri geçen mûsıkîşinaslar, şeyhler ve tarikat ululuları, bilim adamı ve sanatkârlar, edibler ve şairler yetişmiştir.

Edirne'nin şiir tarihindeki yeri ise kültür tarihimizin öbür öğeleriyle mukayese kabul etmeyecek oranda büyüktür. Osmanlı şiirinin doğup gelişmeye başladığı yıllarda başkent olması Edirne'nin XVI.yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı kültür coğrafyasının bir numaralı merkezi olmasını sağlamıştır. Bilindiği gibi Osmanlı devletinde şiir, bu dönemde bir bakıma edebiyat tarihimizin kaynakları sayılabilecek eserleri olan tezkirelerde ele alınıp değerlendirilmiştir. II.Murad devrinden XVI.yüzyıl sonlarına kadar bu tezkirelere giren Edirneli şair sayısı 50 civarındadır ki, bu rakamla Edirne, devletin en çok şairine sahip şehri durumundadır. Bu önemli bir rakamdır. Oysa bu yüzyıldan sonra İstanbul'un tartışmasız kültürel merkez üstünlüğünü ele geçirmesi Edirne'nin eski önemini giderek azaltmış ve bir daha da önceki şa'şaalı görünümüne asla sahip olamamıştır. Bununla beraber Edirne, devlete başlangıçtan ortadan kalkışına kadar verdiği şairlerle İstanbul ve Bursa'dan sonra Osmanlı kültür mozayiğine en çok katkıda bulunan üçüncü şehirdir. Hiç kuşkusuz bu zengin materyal daha o devirde Edirne için müstakil şehir monografilerinin yazılmasına neden olmuş, Enisü'l-Müsâmirîn gibi değerli bir şehir tarihi kendine konu olarak Edirne'yi seçmiştir."

Abdurrahman Hıbrî Efendi dışında, Beşir Çelebi ( Târih-i Edirne), Ahmed Bâdî Efendi (Rıyâz-ı Belde-i Edirne ), Örfî Mahmud Ağa (Edirne Tarihi veya Örfî Tarihi) , Edirne Vilâyet Matbaası Müdürü Mustafa Şevket Bey (Edirne Sâlnâmesi l870-l902), Bedia Özden (Edirne Tarihi -l362-l451), Osman Nuri Peremeci (Edirne Tarihi) ile Tosyavîzâde Rıfat Osman (Edirne Rehnümâsı) ve yine tarih, kültür , sanat ve folklor alanında A. Süheyl Ünver, Arif Müfit Mansel, M.Tayyip Gökbilgin, Ratip Kazancıgil, Oral Onur, Uluğ Turanlıoğlu, İlhan Özalp, Ender Bilar ve Necati Seçkin'in bu anlamda Edirne'nin kültür ve tarihine ışık tutabilecek değerli çalışmalarını burada şükranla anmak gerekir. Sözü edilen bu çalışmalar gerçekten Edirne için birer "kaynak belge" özelliği arzetmektedirler.

Edirne asırlar boyunca birçok şairi yetiştirmekle kalmamış, çeşitli şairlerin şiirlerine de konu olmuştur. XVII.yüzyılın büyük şairi Nef'î, l02l/m.l6l2 tarihinde geldiği Edirne'de, bu güzel şehir karşısındaki duygularını o meşhur kasidesinde bakınız nasıl dile getiriyor :

 

Edrine şehri mi bu yâ gülşen-i me'vâ mıdır

Anda kasr-ı pâdişâhî cennet-i a'lâ mıdır

 

Beyt-i ma'mûr-ı felek mi  ol fezâda ol saray

Ya zemîni cennet olmuş kâ'be-i ulyâ mıdır

 

Cûylar mı devreden tarf-ı çemenzârın yahud

Mâi pervâzıyle kat'olmuş yeşil hârâ mıdır

 

Sebz ü hurrem bir fezâ mı  her kenâr-ı cûybâr

Ya meyân-ı cûda aks-i künbed-i Hadrâ mıdır

 

 

Hıfz için yâhud vücûd-ı pâdişâhı cûylar

Pâsbân-ı genc-i devlet olmuş ejderhâ mıdır

 

Cenneti görmüş bir âdem var ise gelsin desin

Tarhı anın dahî  böyle dilkeş ü ra'nâ mıdır

 

Güllerinde var mı böyle reng ü bûy-ı dil-firîb

Ya nesîm-i subhu böyle bustân-pîrâ mıdır

 

Bir dıraht-ı serfirâzı var mı bâg-ı cennetin

Yoksa ancak vâizin medhettiği tûbâ mıdır

 

Bunda tûbâdan kalır mı müşk-i bîd-i sernigûn

Ya gubâr-ı berk-i tûbâ anda müşk-âsâ mıdır

 

Habbezâ cây-ı neşat-efzâ ki Rıdvân görse ger

Hayretinden derdi bu cennet midir dünyâ mıdır

 

Sun'-ı Hak ya gülşen-i cennetten ifrâz eylemiş

Başka bir cây-ı tarab-engîz-i gam-fersâ mıdır

 

Dâimâ böyle müferrih mi bu cây-ı dil-güşâ

Her zaman âb u hevâsı böyle ruh-efzâ mıdır

 

Yoksa şimdi eyleyen âb u hevâyı terbiyet

Âfitâb-ı devlet-i şâh-ı cihân-ârâ mıdır

 

Ya'ni Sultan Ahmed-i âdil ki ferş-i dergehi

Arşdan a'lâ değilse çarhdan ednâ mıdır

 

Subh-ı rûşen mi şu'â-i mihr-i âlem-tâb ile

Ya sarây-ı saltanatta perde-i dîbâ mıdır

 

Kasr-ı ruh-efzâ değil hüsn ü bahâ me'vâsıdır

Var ise bu rûy-ı arzın âlem-i bâlâsıdır

 

Sultan IV.Murad'ın  l043/m.l634 tarihinde Edirne'ye gelişinde Nef'î de sultanın yanındadır. Bu gelişinde de meşhur;

 

Nice dilşâd olmasınlar şeyh ü şâb-ı Edrine

Şehri teşrîf etti şâh-ı kâmyâb-ı Edrine

 

giriş beytiyle başlayan meşhur kasidesini söyler. Manzume Sultan IV.Murad'ın çok hoşuna gider. Padişahın da isteğiyle, aynı gezide bulunan Şeyhülislâm Yahya Bey de bu kasideyi şu manzumesiyle tanzir eder :

 

Gül ruhun bûyun sabâdan aldı âb-ı Edrine

Ben de bildim kim olur erzân gülâb-ı Edrine

 

Özge âlem verdi lûtf ile o şehr-i dilkeşe