Başlangıçtan Günümüze
EDİRNE ŞAİRLERi
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
GİRİŞ
Edirne
Şairleri
|
XV.yy. |
|
1.
Ivazpaşazâde Atâyî |
|
2.
Ahmed Rıdvan (Tütünsüz) |
|
3.
Ahdî |
|
4.
Huffî |
|
5.
Avnî (Fatih Sultan Mehmed) |
|
6.
Sâfî (Cezerî Kasım Paşa) |
|
7.
Cem Sultan |
|
8.
Ahmed Paşa |
|
XVI.yy |
|
9.
Şâhidî |
|
10.
Necâtî Bey |
|
11.
Şevkî |
|
12.
Bâyezid Halife |
|
13.
Mestî |
|
14.
Kâdirî |
|
15.
Celîlî |
|
16.
Zamânî |
|
17.
Hâtifî |
|
18.
Sâgarî |
|
19.
Sezâyî Durak Çelebi |
|
20.
Hayâlî |
|
21.
Mübînî |
|
22.
Garîbî |
|
23.
Revânî |
|
24.
Kadızâde Civânî |
|
25.
Attarzâde Nasuhî |
|
26.
Tâbiî Çelebi |
|
27.
Fazlî-i Leng |
|
28.
Hadîdî Çelebi |
|
29.
Civânî |
|
30.
Safâyî Cerrah (Sıfâtî) |
|
31.
Kemalpaşazâde Ahmed Çelebi |
|
32.
Beyânî |
|
33.
Vâsiî Çelebi |
|
34.
Fânî |
|
35.
Lâzımî |
|
36.
Sâlikî |
|
37.
Askerî |
|
38.
Sehî Bey |
|
39.
Vahdî Cafer |
|
40.
Nazmî |
|
41.
Kerîmî |
|
42.
Feyzî |
|
43.
Zamânî Mahmud |
|
44.
Mu'înî |
|
45.
Hekimsinanoğlu Atâ |
|
46.
Suvârî |
|
47.
Fedâyî |
|
48.
Sihrî |
|
49.
Keçecizâde Râmi |
|
50.
Hızrî Çelebi |
|
51.
Meylî |
|
52.
Nihânî Durak Ali Çelebi |
|
53.
Ahdî Ali Çelebi (Yıldırım Şeyhi) |
|
54.
Hıfzî (Sarı Memi) |
|
55.
Keşfî |
|
56.
Naîmî |
|
57.
Yakînî Çelebi |
|
58.
Ubeydî |
|
59.
Lisânî |
|
60.
Lâhıkî |
|
61.
İtâbî Ahmed Çelebi |
|
62.
Emrî |
|
63.
Kâmî Ahmed Çelebi |
|
64.
Abdülkerim Efendi |
|
65.
Attarzâde Sânii |
|
66.
Kurtzâde Vâlihî |
|
67.
Harratzâde Cevrî |
|
68.
Derviş Çelebi |
|
69.
Bedîî |
|
70.
Izârî Mehmed Çelebi |
|
71.
Mecdî Mehmed Efendi. |
|
72.
Sevdâyî |
|
73.
Nihânî İbrahim |
|
74.
Bâlî Çelebi |
|
75.
Sâdık Efendi |
|
76.
Fânî Attar |
|
77.
Hâtemî İbrahim Bey |
|
78.
Muhtârî |
|
79.
Sâî |
|
80.
Remzizâde İlmî |
|
81.
Fazlî |
|
82.
Kebecizâde Vecdî |
|
83.
Sabâyî |
|
XVII.yy. |
|
84.
İlmî Ahmed Çelebi |
|
85.
Ehlî (Hekimzâde Mehmed Efendi) |
|
86.
Rif'atî |
|
87.
Sofuzâde Dâî |
|
88.
Ferâgî |
|
89.
Muhyî-i Gülşenî |
|
90.
Hüsâmî Çelebi |
|
91.
Misâlî |
|
92.
Dânişî Mustafa |
|
93.
Hâdî Ahmed Çelebi |
|
94.
Abdî |
|
95.
Destârî |
|
96.
Hayâlîzâde Ömer Bey |
|
97.
Şuâî |
|
98.
Sabâyîzâde |
|
99.
Tîgî |
|
l00.
Aşkî |
|
l01.
Çemenî |
|
l02.
Kabâyî |
|
l03.
Refikîzâde Sâlikî |
|
l04.
Emir Hüseyin Halvâyî (Hüseynî) |
|
l05.
Rindî |
|
l06.
Kavlî |
|
l07.
Pervânezâde Hüseyin Çelebi |
|
l08.
Bahşî |
|
l09.
Derviş Bâkî |
|
l10.
Hakîmî |
|
l11.
Bülendî Çelebi. |
|
l12.
Hulûsî |
|
l13.
Hasîbî |
|
l14.
Şeyh Sinan Efendi |
|
l15.
Nüvîsî |
|
l16.
Kesbî Mehmed Efendi |
|
l17.
Beyâzî |
|
l18.
Fütûhî Abdülaziz Çelebi |
|
l19.
Nevâzî |
|
l20.
Sabrî |
|
l21.
Selîsî |
|
l22.
Âzerî İbrahim Çelebi. |
|
l23.
Hüseyin Vehbî |
|
l24.
Nutkî |
|
l25.
Derviş Hüsâmî |
|
l26.
Âlî Hüseyin Efendi |
|
l27.
Güftî Mustafa |
|
l28.
Câhidî Ahmed Efendi |
|
l29.
Sipâhî |
|
l31. Kelâmî |
|
l32. Şifâyî |
|
l33. Sa'îdî Ahmed Efendi |
|
l34. Mahvî |
|
l35. Zülâlî |
|
l36. Zehrimarzâde Rıza |
|
l37. Şehîdî |
|
l38. Neşâtî Dede |
|
l39. Abdurrahman Hıbrî |
|
l40. Güftî Ali |
|
l41. Nasîbî |
|
l42. Tal'atî |
|
l43. Sıdkî |
|
l44. İffetî |
|
l45. Zihnî |
|
l46. Safhî |
|
l47. Nükâtî |
|
l48. İbrahim Gülşenî |
|
l49. Hamâmizâde Sun'î |
|
l50. Pâyidarzâde Râzî |
|
l51. Rüşdî Mehmed Efendi |
|
XVIII.yy. |
|
l52. İbrahim Vehbî Efendi |
|
l53. Necib Mehmed Efendi |
|
l54. Ümîdî |
|
l55. Abdülhay Celvetî |
|
l56. Kubûrizâde Havâyî |
|
l57. Nâtık Mehmed Çelebi |
|
l58. Âlemî Muhammed Efendi |
|
l59. Börekçizâde Fâiz |
|
l60. Lebib Ahmed Efendi |
|
l61. Vahdetî Osman Efendi |
|
l62. Münîrî |
|
l63. Kâmî Mehmed Efendi |
|
l64. İsmail Ağa |
|
l65. Muhyî |
|
l66. Levnî |
|
l67. Mehmed Fâizî Efendi (28
Mehmed Çelebi) |
|
l68. Enis Receb Dede |
|
l69. İzzet |
|
l70. Sûzî |
|
l71. Şeyh Hasan Sezâî |
|
l72. Fezâyî |
|
l73. Mûnis Dede |
|
l74. Enis Mustafa Dede |
|
l75. Cemâlî (Şeyh Cemâleddin
Uşşâkî ) |
|
l76. Şeyh Süleyman Zâtî |
|
l77. Mestçi-zâde Salih Efendi |
|
l78. Behiştî Mustafa Efendi |
|
l79. Elîfi-zâde Feyzî |
|
l80. Enis Numan Dede |
|
l81. Kesbî Mustafa Efendi |
|
l82. Ağazâde Örfî |
|
l83. Nazîr Çelebi |
|
l84. Tâib Efendi |
|
l85. Senâî |
|
l86. Hâfız Dede |
|
l87. Şeyh Vefâ |
|
XIX.yy. |
|
l88. Süleyman Neş'et Efendi |
|
l89. Seyfî |
|
l90. Şerif Tal'at Efendi |
|
l91. Kabûlî |
|
l92. Mehmed Rıza Bey |
|
l93. Remzî Ali Efendi |
|
l94. Bahrî |
|
l95. Ali Gâlib Efendi |
|
l96. Hayrî |
|
l97. Nakşî Mustafa Dede |
|
l98. Râzî Hafız Mustafa |
|
l99. Mahrem Dede |
|
200. Tahsin Bey |
|
201. Dem'î Yusuf |
|
202. Şâdî |
|
203. Rahşî |
|
204. Rüşdî Ahmed Efendi |
|
205. Hasîbî Ahmed Efendi |
|
206. Nühüft Mustafa Efendi |
|
207. Hüseyin Hüsnü Efendi |
|
208. Nizâmî |
|
209. Kudsî |
|
210. Fatih Efendi |
|
211. Vasfî |
|
212. Halil Feyzî Efendi |
|
213. Servet Bey |
|
214. Hasan Hulki Efendi |
|
215. Tevfik Bey |
|
216. Hulki Baba |
|
XX.yy. |
|
217. Sa'dî Efendi |
|
218. Hakkı Bey |
|
219. Seyrî Ömer Efendi |
|
220. Ahmed Bâdî Efendi |
|
221. Şeyh Şerefüddin Efendi |
|
222. Sâmî Efendi |
|
223. Mustafa Reşid Bey |
|
224. Hilmî |
|
225. Mehmed Rasim Ertür |
|
226. Rıza Tevfik Bölükbaşı |
|
227. Ahmed Selami Karaboncuk |
|
228. M.Faruk Gürtunca |
|
229. Uluğ Turanlıoğlu. |
|
230. Müfid Parkan |
|
231. Muzaffer Egesoy |
|
232. Mustafa Yıldırım. |
|
233. Hasan Erdoğan |
|
234. Süreyya Eryaşar |
|
235. Zeynel Değirmendereli |
|
236. Erol Yılmaz |
|
237. Mustafa Hatipler |
|
|
***
ÖNSÖZ
Şehirlerin de tıpkı insanlar gibi birer
kültürel kimliği olduğu bilinen bir gerçektir. Tarih sahnesine bu kimlikle
çıkan şehirler varoldukları sürece de bu kimlikle bilinirler. Bir kimliğin
tesbiti ise, o yere ilişkin kültür varlıklarının ve bunlara dair bilginin
yaygınlaştırılması ile mümkündür. Zaman zaman şehirlerin sahip oldukları bu
kültür varlıklarının gözler önüne serilmesi, bilmeyenlere, tanımayanlara bu
kültürel zenginliklerimiz hakkında bilgiler verilmesi bir zorunluluk, bazan da
insanların doğup yetiştikleri topraklara karşı bir vefa borcu haline
gelmektedir. Bu düşünceden hareketle, Edirne'nin çağlar boyunca Türk kültürüne
şiir alanında kazandırdığı şahsiyetleri, terennüm ettikleri manzumelerle
coğrafyayı vatan haline getiren şairlerini yeniden ele alıp değerlendirmeyi ve
günümüz insanına sunmayı amaçladık. Çalışmada XV. yüzyıldan günümüze kadar
Edirne'de doğmuş veya ömrünün büyük bir kısmını Edirne'de geçirmek sûretiyle bu
şehre mâlolmuş 238 şaire yer verilmiş, hayatlarından sözedilmiş, şiirlerinden
örnekler verilmiş ve nihayet her şairin ardından onunla ilgili kaynaklar
belirtilmiştir. Şiirlerin sadeleştirilerek günümüz insanının zorlanmadan
kavrayabileceği bir tarzda verilmesi belki çok daha iyi olabilirdi. Ancak böyle
bir çalışmanın, elinizdeki kitabı hacim olarak iki katına çıkaracağı da bir
gerçektir. Bu nedenle şiirlerin sadeleştirilmesi veya açıklanması gibi bir yola
gidilmedi, şiirler okuyucusu ile başbaşa bırakıldı.
Bu
çalışma süresince yardımlarını gördüğüm sayın Prof.Dr.M.Orhan Okay'a, düşünce
plânında Edirne şairleri üzerinde böyle bir çalışma fikrine dikkatimi çekerek
gerçekleşmesine vesile olan sayın Doç.Dr.Mustafa İsen'e, sayın Ender Bilar'ın
şahsında çalışmanın sizlere ulaşmasını sağlayan ve bugüne kadar Edirne'nin
kültür tarihine önemli katkıları takdirle anılacak olan Türk Kütüphaneciler
Derneği Edirne Şûbesi'nin tüm yetkililerine şükranlarımı sunmak istiyorum.
Yrd.Doç.Dr. Rıdvan
Canım Edirne -
l994
GİRİŞ
Edirne,
tarih boyunca Türk dünyasının önemli kültür merkezlerinden biri olma özelliğini
korumuş nadir şehirlerimizden biridir. Edirne'nin şiir tarihi açısından
konumunu ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmanın başında, asırlardır kültür
dünyamıza çok sayıda ilim adamı, şair, devlet adamları ve sanatkârlar
yetiştiren bu "kültür harmanı"nı değişik açılardan ele alarak daha
yakından tanımak yararlı olacaktır.
Edirne,
Marmara bölgesinin Ergene bölümünde, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, dar
sayılabilecek bir şerit içinde yer almaktadır. Doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ
illeri, güneyde Saroz Körfezi, batısında Yunanistan, kuzeyinde Bulgaristan
sınırı uzanır. Şehrin esas alanı, Tunca ırmağının Meriç'e döküldüğü kavşak
yerinin hemen kuzeyindedir. Edirne, iki tarafı Tunca ve Meriç, kısmen Arda
nehirleri ile çevrili, doğusundaki yamaçlara yaslanmış bağ ve bahçeler içinde
güzel bir şehirdir.
Yüzyıllar
boyunca gerek stratejik önemi, gerekse sahip olduğu Türk varlığı, Türk kimliği
ile özel bir tarihî monografiye konu olan Edirne, I.Murad'ın tahta geçişinin
ilk aylarında l362 yılı Temmuz'unda
Bizans'tan Osmanlıların eline geçmiştir. M.S. 4.yüzyılın ortalarından
başlayarak Hunların ve özellikle Gotların işgaline uğramış, zamanla şehir İslav
ve Bulgar akınlarından da önemli ölçüde etkilenmiştir.
Trakların
en büyük boylarından biri olan Odrisler tarafından kurulduğu sanılan Edirne,
çok eski bir yerleşim merkezi olarak çeşitli isimler almış, Makedonyalıların
burasını Orestlerin bir kolonisi haline getirmesinden sonra da şehre Orestia,
şehrin dış mahallelerine de Gonni adını vermişlerdir. Şehrin imparator Hadrianus
tarafından yeniden kurulması sebebiyle de şehre Hadrianopolis denilmiş ve bu ad
uzun bir süre kullanılmıştır. Bu ismin Adrianopolis, Adrianople, Adrianopel
şekillerini aldığı da görülmüştür. Uzun yıllar Edrinabolu, Edrenos, Edrune,
Edrine gibi çeşitli adlar alan şehir, I.Murad'ın İlhanlı hükümdarı Üveys Han'a
gönderdiği "Fetihnâme"de, "Edrine" olarak adlandırılmış ve
son birkaç yüzyıldır da Edirne olarak tanınmıştır. Diğer taraftan Edirne'nin
özellikle Osmanlı nesir edebiyatında Dârü'l-mülk, Dârü'l-feth, Dârü's-Saltana,
Dârü'n-Nasr ve Tahtgâh-ı Edrine gibi değişik isimlerle anıldığını görüyoruz.
"Edirne'nin
gerçek siyâsî ve kültürel tarihi Osmanlı-Türk hakimiyeti ile başlar. Edirne,
ancak Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiş ve bu vadide,
İstanbul, Bursa, Bağdad, Mısır gibi Osmanlı imparatorluğunun belli başlı idare,
bilim ve kültür merkezleri arasına girmiştir. Müteakip asırlar boyunca Rumeli
fetihlerinde birinci derecede rol oynayacak olan Edirne'nin Türkleştirilmesi
çalışmaları ilginç olduğu kadar önemlidir de.. Çünkü genelde Rumelinin ve
bilhassa Trakya'nın fethinden sonra bölgenin Türkleştirilmesi yolunda bilhassa
Edirne'de başlatılan çalışmalar çekirdek olma veya merkezî olma karekteri
kazandı. Özellikle yapılan iskan çalışmaları, zamanla Osmanlı devletinin
yerleşim politikalarına örnek teşkil etmiştir. Bilindiği üzere Edirne'nin fethi
sırasında I.Murad tahtta bulunduğu halde, şehrin kuşatılması ve fethi Lala
Şahin Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Kaynaklarda ifade edildiğine göre
fetih sırasında Edirne'yi dört tarafından kuşatan bir kale vardı. İşte bu
sebepten dolayıdır ki, fetihten sonra şehrin asıl halkı kale içerisinde kalmış,
zamanla artan nüfus sebebiyle gelişim kale çevresinde devam etmiştir. Bu
gelişmeler esnasında yeni kurulan Türk mahallelerinin Yeniimaret (II.Bayezid),
Yıldırım, Muradiye, Sultan Selim gibi adlar taşımaları, Osmanlı padişahlarının
bu konuda önderliğini gösterdiği gibi, Malkoç Bey, Sofu Bayezid, Yakup Paşa,
Şah Melek, Hacı İvaz Paşa, Umur Bey, Zağanos Subaşı, Beylerbeyi Sinan Bey,
Fahreddin Acemî (Kabri, Edirne Dârülhadis Camii güney tarafındadır),
Veliyüddin, Hasan Paşa, Ali Kuşçu, Lârî Çelebi, Şeyh Şücâ, Sefer Şah, Hoca
Sinan ve Müeyyed-zâde gibi, Osmanlı'nın ilk komutanları, akıncıları, bilim
adamları ve şeyhleri Edirne'nin birer mahallesini kurmakla şehrin
Türkleşmesinde öncülük etmişlerdir. Yine bunların yanında Devlet Şah Hatun,
Alem Şah Hatun, Selçuk Hatun, Dâye Hatun, Sitti Hatun, Bülbül Hatun, Bezirci
Hatun, Firuz Paşa, Sarıca Paşa, İbrahim Paşa eşleri gibi kadınlar, Çakır Ağa,
Arif Ağa, Mahmud Ağa, Hazinedarbaşı Sinan Bey, Fındık Fakih, Sevindik Fakih,
Şeyh Alaeddin, Şeyh Mesud, Şeyh Salih, Baba Haydar, Bedreddin Baba gibi ulular
da yer alır.
Edirne,
Bursa'dan sonra Osmanlı devletine uzun bir süre başkentlik eder. Bu süre içinde
Edirne, sarayları, medreseleri, tekke ve zaviyeleri, türbeleri, camileri,
hanları, hamam ve kervansarayları, bedesten ve kapalı çarşıları, çeşmeleri,
sebilleri, Meriç ve Tunca nehirleri üzerindeki meşhur köprüleri ile bilim,
fikir ve sanat hayatının da merkezi olmuştur.
Edirne'nin
bu şekilde bir bilim, kültür ve sanat merkezi oluşunun sebeplerinin başında,
hiç kuşkusuz zamanın en güçlü ve en zengin devletleri arasında ve hatta başında
bulunan Osmanlı'ya başkent olması, hükümdarların bizzat bilim, kültür ve sanat
faaliyetlerine öncülük etmesi gelir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki Edirne,
çeşitli Türk ve islâm beldelerinden ve dünyanın muhtelif kültür merkezlerinden
kalkıp gelen çok sayıda bilim adamının
yerleşim alanı olmuştur.
Edirne'nin
bir kültür şehri olarak Türk kültür tarihindeki yerine baktığımızda önemli bir
mevkie sahip olduğunu görüyoruz. Öncelikle Edirne'de yapılan çalışmalarla Türk
yazı dilinin doğması ve güçlenmesi olayı çok önemlidir. Ve yine Osmanlı Türkçesinin
gelişmesinde bir kültür şehri olarak Edirne'nin etkin fonksiyonu vardır.
Özellikle II.Murad ve II.Bayezid gibi hükümdarların bu sahada öncülük etmeleri,
buraya gelenleri himaye etmeleriyle kısa zamanda Türkçe, bir bilim ve edebiyat
dili olma özelliğini kazanmıştır. Edirne'de başlatılan bu çalışmalar, özellikle
XV.ve XVI.yüzyıl başlarında şiir ve bilim tarihimizde pek çok ismin kendini
göstermesiyle dikkati çekecek bir gelişme ortaya koyar.
Zamanla
Osmanlı-Türk kültüründe önemli bilim merkezlerinden biri haline gelen
Edirne'de, bu gelişmenin tabii bir sonucu olarak 40'tan fazla medrese
kurulmuştu. Dârü'l-hadis Medresesi bunların başında geliyordu. Bu medresenin
Edirne'nin olduğu kadar Osmanlı-Türk kültürü için de önemi aynı derecede
büyüktür. Çünkü adı geçen medrese, İstanbul'da zamanla kurulacak olan Fatih ve
Süleymaniye medreselerine kadar Osmanlı devletinin en ileri bilim merkezi olma
özelliğini taşıyacaktır. Edirne'de özellikle Fatih devrinde yaptırılan
medreselerin çokluğu dikkati çeker. Diğerleri gibi bu medreselerin de birçoğu
bugün ayakta değildir. Bunlar arasında Mahmud Paşa Medresesi, Ali Bey
Medresesi, Tunca nehri kenarında Ali Kuşçu Medresesi, Üç Şerefeli Camii'ne
yakın Ekmekçi-zâde Medresesi (Hüsâmiye Medresesi) Vezir İbrahim Paşa'nın Buçuktepe'deki
medresesi, Saraciye veya Meydan Medresesi olarak bilinen medreselerden bugün
hiçbir iz kalmamıştır. Peykler (Fatih) ve Saatli Medrese (II.Murad) adıyla
bilinen medreselerse bugün ayaktadır.
Öte
taraftan şehirde kurulan 50 civarında tekke ve zaviye Edirne'de bu ilim ve
kültür ortamını oluşturan ve besleyen kaynaklar olarak önemli yer tutar. Bu
arada II.Murad'ın Türk dili sahasında daha önce belirttiğimiz çalışmalara
verdiği önem ve yine Türkçe yazan bilim-fikir ve sanat adamlarını devlet
bütçesinden ayırdığı ödeneklerle desteklemesi, çalışmaları daha cazip hale
getirmiştir. Tasavvuf hareketlerine ve buna bağlı olarak tasavvuf kültürüne
kaynak olması bakımından yukarıda sözü edilen 50 kadar tekke ve zaviye
içerisinde özellikle Gülşeniyye, Halvetiyye, Bayramiyye, Mevleviyye ve Bektâşî
tarikatlarına mahsus tekke ve zaviyeler daha yaygın bir halde idi. Yine
II.Murad'ın özellikle mûsıkîye olan düşkünlüğü, yeni fethedilen Rumeli
topraklarında ve özellikle Edirne, Filibe, Sofya ve Üsküp'te millî kültürün kök
salmasına ve yerleşmesine öncülük etmekle kalmamış, Mevlevî tekkelerindeki
mûsıkî faaliyetlerini canlandırmış ve genelde Türk mûsıkîsinin gelişmesine
zemin hazırlamıştır.
İşte
bütün bunların sonucunda böyle bir ortamda yüzyıllar boyunca Edirne'nin
bilim-kültür ve sanat hayatında Türk kültürüne önemli hizmetleri geçen
mûsıkîşinaslar, şeyhler ve tarikat ululuları, bilim adamı ve sanatkârlar,
edibler ve şairler yetişmiştir.
Edirne'nin
şiir tarihindeki yeri ise kültür tarihimizin öbür öğeleriyle mukayese kabul
etmeyecek oranda büyüktür. Osmanlı şiirinin doğup gelişmeye başladığı yıllarda
başkent olması Edirne'nin XVI.yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı kültür
coğrafyasının bir numaralı merkezi olmasını sağlamıştır. Bilindiği gibi Osmanlı
devletinde şiir, bu dönemde bir bakıma edebiyat tarihimizin kaynakları
sayılabilecek eserleri olan tezkirelerde ele alınıp değerlendirilmiştir.
II.Murad devrinden XVI.yüzyıl sonlarına kadar bu tezkirelere giren Edirneli
şair sayısı 50 civarındadır ki, bu rakamla Edirne, devletin en çok şairine
sahip şehri durumundadır. Bu önemli bir rakamdır. Oysa bu yüzyıldan sonra
İstanbul'un tartışmasız kültürel merkez üstünlüğünü ele geçirmesi Edirne'nin
eski önemini giderek azaltmış ve bir daha da önceki şa'şaalı görünümüne asla
sahip olamamıştır. Bununla beraber Edirne, devlete başlangıçtan ortadan
kalkışına kadar verdiği şairlerle İstanbul ve Bursa'dan sonra Osmanlı kültür
mozayiğine en çok katkıda bulunan üçüncü şehirdir. Hiç kuşkusuz bu zengin
materyal daha o devirde Edirne için müstakil şehir monografilerinin yazılmasına
neden olmuş, Enisü'l-Müsâmirîn gibi değerli bir şehir tarihi kendine konu
olarak Edirne'yi seçmiştir."
Abdurrahman
Hıbrî Efendi dışında, Beşir Çelebi ( Târih-i Edirne), Ahmed Bâdî Efendi
(Rıyâz-ı Belde-i Edirne ), Örfî Mahmud Ağa (Edirne Tarihi veya Örfî Tarihi) ,
Edirne Vilâyet Matbaası Müdürü Mustafa Şevket Bey (Edirne Sâlnâmesi l870-l902),
Bedia Özden (Edirne Tarihi -l362-l451), Osman Nuri Peremeci (Edirne Tarihi) ile
Tosyavîzâde Rıfat Osman (Edirne Rehnümâsı) ve yine tarih, kültür , sanat ve
folklor alanında A. Süheyl Ünver, Arif Müfit Mansel, M.Tayyip Gökbilgin, Ratip
Kazancıgil, Oral Onur, Uluğ Turanlıoğlu, İlhan Özalp, Ender Bilar ve Necati
Seçkin'in bu anlamda Edirne'nin kültür ve tarihine ışık tutabilecek değerli
çalışmalarını burada şükranla anmak gerekir. Sözü edilen bu çalışmalar
gerçekten Edirne için birer "kaynak belge" özelliği arzetmektedirler.
Edirne
asırlar boyunca birçok şairi yetiştirmekle kalmamış, çeşitli şairlerin
şiirlerine de konu olmuştur. XVII.yüzyılın büyük şairi Nef'î, l02l/m.l6l2
tarihinde geldiği Edirne'de, bu güzel şehir karşısındaki duygularını o meşhur
kasidesinde bakınız nasıl dile getiriyor :
Edrine şehri mi bu yâ
gülşen-i me'vâ mıdır
Anda kasr-ı pâdişâhî
cennet-i a'lâ mıdır
Beyt-i ma'mûr-ı felek
mi ol fezâda ol saray
Ya zemîni cennet olmuş
kâ'be-i ulyâ mıdır
Cûylar mı devreden
tarf-ı çemenzârın yahud
Mâi pervâzıyle
kat'olmuş yeşil hârâ mıdır
Sebz ü hurrem bir fezâ
mı her kenâr-ı cûybâr
Ya meyân-ı cûda aks-i
künbed-i Hadrâ mıdır
Hıfz için yâhud vücûd-ı
pâdişâhı cûylar
Pâsbân-ı genc-i devlet
olmuş ejderhâ mıdır
Cenneti görmüş bir âdem
var ise gelsin desin
Tarhı anın dahî böyle dilkeş ü ra'nâ mıdır
Güllerinde var mı böyle
reng ü bûy-ı dil-firîb
Ya nesîm-i subhu böyle
bustân-pîrâ mıdır
Bir dıraht-ı serfirâzı
var mı bâg-ı cennetin
Yoksa ancak vâizin
medhettiği tûbâ mıdır
Bunda tûbâdan kalır mı
müşk-i bîd-i sernigûn
Ya gubâr-ı berk-i tûbâ
anda müşk-âsâ mıdır
Habbezâ cây-ı
neşat-efzâ ki Rıdvân görse ger
Hayretinden derdi bu
cennet midir dünyâ mıdır
Sun'-ı Hak ya gülşen-i
cennetten ifrâz eylemiş
Başka bir cây-ı
tarab-engîz-i gam-fersâ mıdır
Dâimâ böyle müferrih mi
bu cây-ı dil-güşâ
Her zaman âb u hevâsı
böyle ruh-efzâ mıdır
Yoksa şimdi eyleyen âb
u hevâyı terbiyet
Âfitâb-ı devlet-i şâh-ı
cihân-ârâ mıdır
Ya'ni Sultan Ahmed-i
âdil ki ferş-i dergehi
Arşdan a'lâ değilse
çarhdan ednâ mıdır
Subh-ı rûşen mi şu'â-i
mihr-i âlem-tâb ile
Ya sarây-ı saltanatta
perde-i dîbâ mıdır
Kasr-ı ruh-efzâ değil
hüsn ü bahâ me'vâsıdır
Var ise bu rûy-ı arzın
âlem-i bâlâsıdır
Sultan
IV.Murad'ın l043/m.l634 tarihinde
Edirne'ye gelişinde Nef'î de sultanın yanındadır. Bu gelişinde de meşhur;
Nice dilşâd olmasınlar
şeyh ü şâb-ı Edrine
Şehri teşrîf etti şâh-ı
kâmyâb-ı Edrine
giriş
beytiyle başlayan meşhur kasidesini söyler. Manzume Sultan IV.Murad'ın çok
hoşuna gider. Padişahın da isteğiyle, aynı gezide bulunan Şeyhülislâm Yahya Bey
de bu kasideyi şu manzumesiyle tanzir eder :
Gül ruhun bûyun sabâdan
aldı âb-ı Edrine
Ben de bildim kim olur
erzân gülâb-ı Edrine
Özge âlem verdi lûtf
ile o şehr-i dilkeşe